MUHTEŞEM DOLAŞIM SİSTEMİMİZ (1)

SON derece gelişmiş bir su tesisatı olan bir evi gözünüzde canlandırın; su tesisatı, içinden akan sıvı gıda, su, oksijen ve atık maddeleri güvenli şekilde taşıyabiliyor. Ayrıca, bu su tesisatındaki borular kendilerini onarma olanağına sahip ve borular evin talepleri değiştikçe çoğalabiliyor. 

Vücudumuzdaki “su tesisatı” bundan daha da fazlasını yapar. Vücut ısınızı düzenlemeye yardım etmesinin yanı sıra, şaşırtıcı miktarda hormonları, yani kimyasal habercileri ve hastalıklara karşı güçlü savunma araçlarını taşır. Aynı zamanda tüm dolaşım ağı yumuşak ve esnektir; bu özelliği onun sarsıntılara dayanmasını ve vücudunuzdaki organlarla birlikte bükülmesini mümkün kılar. 

Tasarım Harikası Dolaşım Sistemini Tanıyalım,

İnsanın dolaşım sistemi aslındaBazen, kalıtımsal bir yatkınlık ya da bir kişinin şişmanlaması, hamile kalması veya uzun süre ayakta durması gibi nedenlerle toplardamarlardaki kapaklar kanı kaçırabilir. Bu kapaklar bozulduğunda, kan kapakların aşağısında göllenir; bu durum toplardamarların şişmesine ve varis olarak bilinen rahatsızlığa neden olur. Benzer şekilde, bir bebeğin doğumu ya da bağırsakların boşalması gibi zorlanmalar karın boşluğundaki basıncı artırır; bu durum, kanın makat ve kalın bağırsaklardan dönüşünü engeller. Böyle olduğunda, basur (hemoroid) denen varisler meydana gelebilir., birlikte çalışan iki sistemden oluşur. Biri, kalp, damar ve tüm kan damarlarını içeren kardiyovasküler sistemdir. Diğeri ise, lenf adındaki fazla sıvıyı vücuttaki dokulardan kan dolaşımına taşıyan bir damar ağından oluşan lenf sistemidir. Sadece bir erişkinin kan damarları uç uca getirilseydi, uzunluğu 100.000 kilometre olurdu ve dünyanın çevresini iki buçuk kere dolanabilirdi! Bu kapsamlı sistem, vücut ağırlığının yaklaşık yüzde 8’ini oluşturan, yaşam veren kanı milyarlarca hücreye taşır.

Kalp-damar sisteminin güç kaynağı elbette kalptir. Boyutu hemen hemen yumruğunuz kadar olan kalbiniz, tüm vücudunuza günde en az 9.500 litre kan pompalar; bu, her 24 saatte bir, neredeyse bir tonluk ağırlığı yaklaşık 10 metre yüksekliğe kaldırmak gibidir!

Kan hangi yolu izler?

Az oksijenli kanın, iki büyük toplardamar olan üst anatoplardamar ve alt anatoplardamar ile kalbe gelmesinden başlayalım.  Bu toplardamarlar kanı kalbin ilk odacığına, yani sağ kulakçığa boşaltır. Ardından sağ kulakçık kasılarak kanı daha kaslı bir bölüm olan sağ karıncığa gönderir. Kan buradan akciğer kütüğü ve dalları olan iki akciğer atardamarı –az oksijenli kan taşıyan atardamarlar sadece bunlardır; normalde bu işi toplardamarlar yapar– yoluyla akciğerlere gider.

Akciğerlerde kan, karbondioksiti bırakır ve oksijeni emer. Sonra kan, dört akciğer toplardamarı –oksijen açısından zengin kan taşıyan toplardamarlar sadece bunlardır– ile kalbin sol kulakçığına akar. Sol kulakçık kanı kalbin en güçlü bölümü olan sol karıncığa boşaltır; bu bölüm oksijenli kanı aort yoluyla tüm vücuda pompalar. İki karıncığın eşzamanlı kasılmasından sonra iki kulakçık birlikte kasılır; bu ikili düzen bir kalp atımını meydana getirir. Dört iç kapak kanın kalbin içinde tek yönde akmasını sağlar.

Daha kaslı olan sol karıncık, kanı vücudun uç kısımları olan el ve ayaklara pompalaması gerektiğinden, sağ karıncıktan yaklaşık altı kat daha güçlüdür. Eğer aniden artan basıncı emecek zekice bir mekanizma olmasaydı, kanın meydana getirdiği basınç, anevrizmalara (atardamar duvarlarındaki balonlaşma ya da genişlemeler) ve hatta beyinde olası ölümcül felçlere kolayca neden olabilirdi.

BASİT BİR ANLATIMLA DOLAŞIM SİSTEMİMİZİ İZLEYİN.

 

ALYUVARLAR,

Çapları sekiz ila on mikrometre (metrenin milyonda biri) olan kılcal damarlar öyle dardır ki, alyuvarlar bunların içinden tek sıra halinde geçer. Kılcal damarlar, duvar kalınlıkları sadece tek bir hücre tabakasından oluştuğu halde, besinleri (plazmada ya da kanın sıvı kısmında taşınan besinleri) ve oksijeni (alyuvarların taşıdığı oksijeni) komşu dokulara taşırlar. Bu sırada, dokulardan gelen karbondioksit ve diğer atıklar da yok edilmek üzere kılcal damarlara geri döner. Kılcal damarlar, sfinkter denen halka şeklindeki ince bir kas sayesinde, çevredeki dokuların gereksinimlerine göre içindeki kan akımını da uygun şekilde ayarlayabilir.

TEKRAR DOLAŞIM SİSTEMİNİ İZLEMEYE DEVAM EDELİM,

Kan kılcal damarlardan ayrılırken, venül denen ince toplardamarlara girer. Çapları 8 ila 100 mikrometre olan venüller birleşip, kanı kalbe götüren toplardamarları oluştururlar. Kan toplardamarlara ulaştığında hemen hemen tüm basıncını kaybetmiştir; bu nedenle, toplardamarların duvarları atardamarlarınkinden daha incedir. Ayrıca toplardamarların duvarı daha az elastin içerir. Bununla birlikte, lümenleri daha geniştir; sonuç olarak toplardamarlar vücudunuzdaki kanın yüzde 65’ini barındırır.

Toplardamarlar, düşük kan basıncını telafi etmek için, kanı kalbe geri götürürken zekice bir yöntem kullanırlar. İlk olarak, toplardamarlar kanın yerçekimi tarafından kalpten uzaklaştırılmasını önleyen fincana benzer özel kapaklarla donatılmıştır. İkincisi, toplardamarlar vücudunuzun iskelet kaslarını kullanırlar. Bu nasıl olur? Örneğin, yürürken bacaklarınızdaki kaslar büküldüklerinde, yakınlarındaki toplardamarları sıkıştırırlar. Böylece, kanı toplardamarların tek yönlü kapakları arasından kalbe gitmeye zorlarlar. Sonuçta, solunumla değişen, karın ve göğüs boşluğundaki basınçlar, toplardamarların kanı kalbin sağ kulakçığına boşaltmasına yardım ederler.

Kalp-damar sistemi öyle randımanlı çalışır ki, bir kişi dinlenirken bile, kalbe dakikada yaklaşık 5 litre kan gönderir! Yürürken bu miktar yaklaşık 8 litreye çıkar; sağlıklı bir maraton koşucusunun kalbinden dakikada 37 litre kan, yani dinlenen bir insanın kalbinden geçen kan hacminin yedi katı kan geçebilir!

Bazen, kalıtımsal bir yatkınlık ya da bir kişinin şişmanlaması, hamile kalması veya uzun süre ayakta durması gibi nedenlerle toplardamarlardaki kapaklar kanı kaçırabilir. Bu kapaklar bozulduğunda, kan kapakların aşağısında göllenir; bu durum toplardamarların şişmesine ve varis olarak bilinen rahatsızlığa neden olur. Benzer şekilde, bir bebeğin doğumu ya da bağırsakların boşalması gibi zorlanmalar karın boşluğundaki basıncı artırır; bu durum, kanın makat ve kalın bağırsaklardan dönüşünü engeller. Böyle olduğunda, basur (hemoroid) denen varisler meydana gelebilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s